3 Haziran 2011 Cuma

1.Sınıf Biterken


Gecenin dördünde bir anda bu yazıyı yazasım geldi. Uykum yok, yarın kesin mal gibi dolaşıcam. Neyse, bu yazıda başlıktanda anlaşılacağı üzere üniversite denen şeyin nasıl bir  şey olduğunu 1.sınıf öğrencisinin gözünden okuyacaksınız. Olur da bu yazıyı 3 sene sonra okursam( okulu uzatmayacağımı varsayıyorum :)  kendimi hiçbir şey bilmeyen çömezler gibi göreceğimi tahmin ediyorum.Başlayalım:

  • İlk önce hazırlık denen şeyin üniversiteyle hiç bir alakasının olmadığını görmüş oldum. Hazırlık lise-üni arasında ama liseye daha yakın.
  • Şu anda iyiki ÖSS'de kötü bir sınav geçirmişim diyorum. Bilkentte okuyan %99 insanın düşündüğü gibi benimde kafamda bu "piç" okulu yoktu. Güyya tıp okuyup hayatımı garanti altına alıcaktım(Şu garanti lafınada gıcık oluyorum buna göre bizim bölümden kimsenin hayatı garanti değil). Ama her işte bir hayır varmış, şimdi diyorum ki iyi ki Bilkente girmişim. Daha doğrusu iyiki Bilkent Bilgisayar'a girmişim. Elbette bütün dersleri 1.sınıftakiler kadar zevkli olmayacak ama başka bir bölümde okumaya düşünmem bile. 
  • Buradan Özlem Özgüye teşekkürlerimi iletiyorum :) O olmasa şu anda cs 102 denen şeyin ne olduğundan haberim olmayacak ve daha ilk senemde yaz okuluna kalarak sülalenin diline düşücektim. Oysa herşey daha güzel gelişti, büyük ihtimal ilk ve son kez bir cs dersini a getirdim  :)
  • Proje işi sonucu not açısından tam olarak memnun etmesede bize(proje dendiği için burada çoğula geçelim) bayağı bir şey kattı.(Yani en azından ben öyle düşünüyorum :) İlk dönem david(kendisi bizim dersin hocası olur)'in yanına gitmeye tırsarken, şimdi adamla resmen kanki moduna girdik. Yani resmen adam g*tümüzü kaldırdı :) Hele projelerin ilk sunumunda bizim projeyi herkesin önünde ballandıra ballandıra anlatması ve akabinde bizim bütün gruplara hoca gibi eleştirilerde bulunmamız buna örnektir heralde.
  • Kütüphane denen şeyin ne olduğunu insan ilk sene yeterince anlıyor. Ben Bilkenti ilk kazandığım zaman kim napacak bu kadar kitabı diyordum ama milletin a'dan z'ye, çeşit çeşit term paper konularını görünce önemini kavradım. 
  • Şu an hava aydınlanıyor ve benim hala uykum yok.
  • Erasmus olayını kafaya koydum. Bu yazıyı okuyup, cs öğrencisi-1.sınıf- olan varsa lütfen İskoçya yerine Finlandiya yada İsveç'i tercih etsin :)
  • Az kalsın unutuyordum, ilk f'imi de ilk senemde almış oldum. Üstelik dönem başında lan bu en kötü b- gelir dediğim(iz) dersten. Hani bizim Türk takımları güçsüz futbol takımlarına elenir ya, biz de bu derse mat 1 muamelesi yaptık ve o da bize sonuç olarak mal mualemesi yaptı. İşin kötüsü bir de finale girdim. Ah ulan onu da kaçırsaydım da en azından uyumuş olurdum.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Başlıkta yanlış olmuş, 1.sınıf bitti zaten. Allah 5.sınıf biterken yazısını yazdırmasın, Amin. Bi de,itiraf ediyorum, insanların ilgisi çeksin diye david'in resmini koydum:)

27 Mayıs 2011 Cuma

Oynadığım En İyi 10 Strateji Oyunu

10. Worms: World Party

Her ne kadar 2000'li yılların başında çıksada benim solucanlarla tanışmam 2006(2007de olabilir) senesine rastlar. O sene lisede sınıfımızın bilgisayarına yüklenen bu oyun resmen milletin öğle arasını çalardı. Özellikle boş derslerde projeksiyona yansıtılarak oyun zevki arttırılır, küçük sevimli solucanların birbirlerini roketle, napalm bombasıyla yok etmesi zevkle izlenirdi. Worms serisinden bahsetmeme pek de gerek yok zira oyun artık klasikler arasında yer alıyor. Yine de en büyük artısından bahsetmek gerekirse, tek bilgisayarda çoklu oyuncu seçeneğinde bu kadar eğlence veren bir oyun türü henüz çıkmadı. İşte bu yüzden bu oyun sınıflarda arkadaşlarla, evde kuzenlerle en çok oynanan oyun olma özelliğini taşır.

9. Empire Earth

Empire Earth için en başarılı RTS'lerden biri dersek yanlış demiş olmayız. Oyunu diğer strateji oyunlarından en büyük farkı ultra geniş haritaları(kısacası EE'de rush yapılması imkansız) ve insanoğlunun yaşamış olduğu tüm çağları içermesi. Oynayanlar hatırlıyacaklardır, oyunun başında ilkel olarak doğan işçilerimiz-askerlerimiz biz teknoloji geliştirdikçe adım adım modernliğe yaklaşıyorlar ve hatta şu anın bile ötesine geçiyorlardı. İşte böylesine geniş çaplı bir oyundu Empire Earth. Şu an artık yapay zekaya karşı skirmish maçları yapmıyorum ama zamanında bu oyun bu yönden beni acayip sarmıştı. Sonradan 2 oyun daha çıkardılar ama hiç birisi ilk oyun kadar güzel olamadı.


8. Lord of the Rings: The Battle For Middle Earth 2

İlk oyunun büyük başarısından sonra çıkan Middle Earth 2 bizleri yeni ırklarla tanıştırıyordu. İlk oyunun mekanikleri biraz değiştirilmiş, yeni karakterler ve olaylar eklenmişti. Kuşkusuz senaryo modu uydurulduğu için bu yönden oyuna söylenicek pek fazla şey yok. Oyunu asıl yapan multiplayer kısmı. Zaten bu yüzden listeye aldım. Bu yazıyı okuyan bazı arkadaşlar gittiğimiz internet kafelerde nasıl deli gibi Middle Earth 2 oynadığımızı hatırlarlar. Kimimiz elf seçip, kimimiz başka bir ırkı alıp bunları zevkle kapıştırırdık.

7. Medieval 2: Total War

Bana sorarsanız Total War serisinin tavan yaptığı oyun Medieval 2'dir. Orta çağ Avrupasını mükemmel bir şekilde yansıtan bir oyundu. Grafikleriyle, müzikleriye oynayanı başına bağlardı. Hatta zamanında bu oyunun turnuvasınada katılmış, 2.turda rakibime elenmiştim. Savaş, ekonomi ve diplomasi yönetimini bu derece gerçekçi yansıtan bir oyun daha zor gelir.

6. Rise of Nations

Empire Earth'ün biraz daha güzel hali diyebiliriz bu oyun için. Ek paketiyle beraber onlarca farklı ırk seçeneği bulunan Rise of Nations bu açıdan en fazla çeşitliliğe sahip strateji oyunudur. Her ne kadar fikri Civilization serisinden araklanmış gibi dursada Dünya Harikaları(Eyfel Kulesinden Piramitlere kadar) dikme şansı oyunun kaderini değiştirir ve oyuna güzel bir tat katardı. Ayrıca klasikleşmiş et-odun-altın-taş kaynakları dışında bilim ve petrol gibi kaynaklarada yer vererek oyun daha bir statejik hal alıyordu. Ne yazıkki bizim internet kafelerde pek de yaygın olmadığı için RON'u sadece bir kaç kez multiplayer oynayabildim. Age of Empires gibi popüler olsa listede daha ileride rastlayabilirdiniz.


5. Warcraft 3: Frozen Throne

İnsanların aklına Warcraft denice iki şey geliyor, birincisi milyonların oynadığı şu devasa online olanı ve diğeride DOTA. Warcraft 3 için aslında orc, elf gibi ırklarla oynanan klasik oyunuda güzeldi fakat oyuncuların kendi hazırladığı ve Warcraft 3 desteğini alan farklı oyunlar ana oyunun önüne geçti. Yukarıda bahsettiğim gibi Dota bunların en meşhur olanı. Bende lisedeyken özellikle belli bir dönem bayağı bir oynamıştım. Klasik strateji olmasa ve RPG öğeleri içerse de tam anlamıyla takım oyunu olduğunu belirtmeliyim. Oyunun tek olumsuz yanı Türklerin oyunu birazda Knight ortamına çevirmeleri. Küfürler, oyundan çıkmalar falan... Bu yüzden Valve'nin yaptığı, yeni çıkacak olan DOTA 2 umarım paralı olurda ortamın seviyesi düşmez. Neyse konuyu dağıtmadan Warcraft 3'ün Blizzardın yapmış olduğu harika oyunlardan birisi olduğunu söyleyerek 4 numaraya geçelim.


4. Lord of the Rings: The Battle For Middle Earth

İşte bana göre filmlerden-kitaplardan oyunu yapılmış nadir güzel oyunlardan birisi. Özellikle siz de benim gibi Tolkien'in büyülü dünyasıyla o dönemlerde tanıştıysanız bu oyun sizi Rohan'a Minas Triht'e ve sayısız Orta Dünya mekanlarına götürmüştür. Multiplayer'ını çok fazla oynama şansım olmadı ama mükemmel senaryo modu bu oyunu 4.sıraya yerleştirmeye yetiyor. Aslında efsane olan bir senayoyu mükemmel bir şekilde oyuna yedirmek desek daha doğru olucak.


3. Age of Empires 2: The Conquerors

Age of Empires serisi duymayan yoktur zira yukarıdaki pek çok oyundan eski olması onu Pentium 4 işlemcili 128 mb'lık ekran kartlarına sahip olan yurdum internet kafesinde takılmadan oynanmasını sağlamıştır. Ama oyunu efsane yapan her sistem oynanabilmesinden ziyade bu alandaki pek çok oyuna öncülük etmesi ve stratejik ögeleri bünyesinde başarılı bir şekilde harmanlamasıdır. Teutons'un yavaş ama güçlü tapınak şövalyeleri, Perslilerin büyük filleri, Türk işçisinin "Yaparım","Emrin", "Oduncu" gibi hepimizin hafızasına kazınmış şekilde konuşması, 7-8 kişilik arkadaş grubuyla oynarken sırf takımların kurulurken bile tartışma çıkması...Tüm bunlar eminim bizim jenerasyondan pek çok kişinin hatırladığı ve yaşadığı olaylardır.Bu yüzden Age of Empires 2 gibi bir oyun daha gelmemiştir.


2. Starcraft 2

Listede pek çok oyun yıllar öncesinden çıkmış olabilir ama Starcraft 1 yılını bile doldurmamasına rağmen ikinci olmayı hak ediyor. Multiplayer'ına 2 hafta önce başladım ve uzun zamandır oyunlardan almadığım bir eğlenceyi yaşatoyor Starcraft 2. Serinin ilk oyununu oynamadım ama neden şimdi bu serinin Kore'nin milli sporu haline geldiğini anlıyorum. Senaryo modu benim gibi bilim-kurgu'yu pek sevmeyenleri bile kendisine çekiyor. Üstüne başarılı sinematiklerle senaryo modu daha da güzel hale geliyor. Daha sonra multi'ya daldığınızda da lig sistemi karşısınıza sizin gibi bir çömez çıkartıyor. Böyle bir sistemin olması noob oyuncularla pro pyuncuları ayırıyor. Bu da oyunun multiplayer kısmına kattığı bir güzellik. Kısacası Starcraft 2 benim uzun zaman sonra aldığım ilk orjinal pc oyunuydu ama kesinlikle buna deymiş. Size de öneririrm.


1. C&C Red Alert 2

Ve işte geldik listenin bir numarasına. Tamam kabul ediyorum Red Alert'ı buraya koyarken biraz duygusal davranmış olabilirim :) ama Allah aşkına hangimiz Tanya ile oynarken öldürdüğümüz düşmanların zevkini başka strateji oyunlarından aldık. Ya da o kel kafalı Yuri ? Üstelik oyunun geçtiği zamanı bile bilmiyordum o dönemler. Soğuk Savaş denen bir şey olduğundan haberim yoktu. Ama bana, hiçbirisini anlamsamda mükemmel sinamatikler ile sunulmuş senaryo modu Red Alert ismini efsane yapmaya yetti. Ayrıca eklemesem ayıp olur, hiçbir oyunda Red Alert 2 kadar güzel bir giriş yoktur. Amerikanın zeplinlerler ve diğer askeri araçlarla işgal edilmesi insanın tüylerini diken eden bir müzikle oyuncuya sunulur ve böyle bir giriş izleyen birinin zaten bu oyunu oynamama gibi bir durumu yoktur. İşte o efsanevi video aşağıda, sanki film gibi.



Listeye giremeyen ama yinede önerdiğim diğer kaliteli strateji oyunları ise şunlar: Company of Heroes, Age of Empires 3, Hearts of Iron, Rome Total War, Anno 1404...

29 Nisan 2011 Cuma

Overrated şeyler : #1 FMA

*Yazının başında bilmeyenler için belirtiyim, overrated Türkçe'de abartılmış demek.Ayrıca korkmayın, yazı spoiler içermez.


FMA: Brotherhood
Anime dünyasının en beğenilen serilerinden birisidir fma.Çevremde animeci olupta bu seriyi izlemeyen hiç arkadaşım yok.FMA'ya başlamadan önce sıkça Fma'nın süper bir anime olduğu ile ilgili yorumlar duyuyordum.Neyse, oturdum izlemeye başladım.Daha önce fma'nın ilk serisine başlamış ama 10.bölüme gelince sıkılmıştım.Brotherhood'a başlayınca biraz dişimi sıktım ve sonuna kadar ne yalan söyleyim, duraksız bir biçimde izledim.Ama....

İlk olarak benim gibi dizi-sinema-animelerdeki absürdlüklerden hoşlanmayan birisi için fma'da çok fazla bu tarzda öge vardı.Hohenhaim'un hikayesi, onun kopyası olan ilginç yaratık, bir çocuğun içine gizlenmiş gölgeleri kontrol eden homonculus denilen ilginç şey,5 yaşındaki dövüşçü kız...Sürer de sürer.Üstelik ana karakterleride beni açıkçası kendine pek bağlayamadı.Bizim kuzen fma'yı kardeşinle izle, çok duygulanırsın demişti ama ben açıkçası izlerken hiçbir yerde hüzünlenmedim(Gerçi biraz ruhsuz biri olabilirim).Buna ek olarak bir kaç arkadaşımın bahsettiği fma'nın felsefesi olayına da girmek isterdim de, ortada bir felsefe, bir mesaj bulamadım.Kısacası hikayeyi pek beğenmediğimi söyleyebilirim(Kötü değil bu arada, genel olarak vasat üstü sayılır).

Yiğidi öldürdük ama hakkınıda verelim: Bazı yan karakterler(Mustang gibi) gerçekten animenin kalitesini arttırmış.Ishibal'da ki iç savaşta hoşuma giden kısımda yer alır.Müzikleri her animede olduğu gibi süper ve ost'si ipodumda duruyor.

Fma:Brotherhood'la ilgili yazımı tamamlerken yukarıdakilerin tamamen kendi fikrim olduğunu ve başkalarının da fikirlerine son derece saygı duyduğumu belirtmek isterim.Sonuçta tam bir animeci sayılmam, Naruto, GTO ve Death Note dışında anime izlemedim.Yine de belki bu sayede FMA'yı yerleşmiş bir anime baskısı olmadan izledim ve animeye objektif yaklaşabildim.Benim bu yazıda anlatmaya çalıştığım ana konu da, 10 üzerinden 7 alıcak bir animenin neden hep 10'muş gibi yaklaşılması.

28 Nisan 2011 Perşembe

Efsaneye saygı: Ryan Giggs


Bu hafta içi oynanan Şampiyonlar ligi yarı finallerine en büyük damga vuran Messi oldu ama göz ardı edilmemesi gereken ikinci bir isim daha vardı : Ryan Giggs.Bizim neslin futbolla tanıştığı dönemden kalan pek yabancı oyuncu kalmadı, Giggs'te kalan nadir isimlerden biri.Schalke - Manu eşleşmesinin ilk maçında 1 gol attı, izleyenleri yine mest etti.

Giggs'in futbol kariyeri açısından belki de tek şansızlığı Galli olmasıydı.Malumunuz ada futbolunda İngiltere dışındaki ülkelerin uluslararası futbolda pek sözü geçmiyor.En son İskoçya 98 Fransa'ya katılmıştı ki Galler gibi Kuzey İrlanda gibi ülkeleri Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonasında görmek imkansıza yakın.Neyse, Giggs gibi bir oyuncunun yıllar boyunca milli formayla ,çoğu maçta favori olarak çıkamaması onun açısından hoş bir durum olmasa gerek.Zaten 2011 yılında bile maçlara ilk 11 çıkabilen, dünyanın en zor liginde oynayan bir oyuncunun bundan 5 yıl önce milli takımı bırakması ancak böyle açıklanabilir.

Giggs'i Giggs yapan ana unsur ise resimde çocuk gibi gülümseyen Fergie'dir.Ronaldo'dan Beckham'a kadar pek çok futbolcu onun altında ustalaştı.Mourinho'nun Madrid'de Barca'ya karşı yaşadığı başarısızlıklar "Mourinho dünyanın en iyisi " tezini çürütüyor ve oraya tekrar Sir Alex Ferguson'un gelmesi çok da zor değil.Gerçi oradan ayrılmamıştı da aynı takımda yıllardır teknik direktörlük yapınca insanlar için sıradanlaşıyorsunuz.Bu da başkalarını görüntüde öne geçiriyor.Eğer Fergie, Guardiola gibi kurulu bir düzenin bulunduğu bir takıma gelseydi ona şüpheyle bakabilirdim ama Ferguson bu düzeni sıfırdan oluşturdu.Üstelik pek çok kez bu düzenin en iyi parçalarını hiç gözü kırpmadan gönderdi ve yenilerini yarattı.Tüm bu dönemlerde bulunan tek bir isim vardı o da Ryan Giggs.1987'de başladığı Manu kariyerinde Cantona, Beckham, Ronaldo, Van Nistelrooy, Rooney, Scholes, Soljkaer gibi yıldız isimlerlere aynı formayı giydi.(959 kere United formasını taşıdı)Ve bugün 38'ine merdiven dayamışken hala takımı için savaşıyor, sol kanatta çocuğu olucak yaştaki meslektaşlarına ders veriyor.

Giggs'in emekliliğini açıklayacağı o gün yaklaşıyor ne yazık ki.Futbol dünyasından bir "efendi" oyuncu daha kaybolucak.Neyse ki benim gibi 29 Kasım'da doğan bu adamı :) canlı olarak izleyebildim(Hatta dehşet bir gol atmıştı).Son olarak yazıyı Giggs'in o efsanevi gol sevinci ile bitiriyim(Aslında Giggs'in tüm göğüs kıllarını gösteren başka bir fotoğrafı vardı ama ben korkmayın diye bunu koyuyorum :).

29 Mart 2011 Salı

Java - Hesap Makinesi

Bu aralar GUI'leri gördüğümüz için basit bir hesap makinesi yaptım.Pek güzel gözükmediğinin farkındayım ama biraz amele işi gerektiren bir kodu var : ) Neyse bu linkten indirebilirsiniz yada benden direk isteyin.

http://www.upload.gen.tr/d.php/www/sf7i0u4t/Java_Calculator.zip.html

23 Mart 2011 Çarşamba

Citadels-Kart Oyunlarının En İyisi


Uzun bir aradan sonra blog yasaklarının kalkmasıyla beraber yazılarıma devam etmek istiyorum.Bu yazımda bir değişiklik yapıp futbol dışındaki bir konudan bahsediceğim.Bahsedeceğim şey geçen hafta e-bay'den aldığım bir kutu&kart oyunu, Citadels.Benim gibi kutu oyunlarına meraklı iseniz size gelmiş geçmiş en başarılı oyunlardan Citadels'i tanıtıyım.

İlk olarak Citadels 2-8 kişi oynanabilen bir oyun.Türkiyede satılmadığı için dili İngilizce fakat beginner seviyesinde bile olsanız anlayabileceğiniz bir dili var.Onun dışında tam kutu oyunu sayılmayabilir çünkü Monopoly ve Risk gibi  haritası yok.Ama ecnebiler bunlara genel olarak Board Game diyorlar, o yüzden bende böyle devam edeceğim.

Citadels'i oynanayan herkesin bir şehri var ve oyunun amacı şehrinizi en kaliteli ve en çok binalarla doldurmak(8 bina dikilince oyun bitiyor).Marketten Kütüphaneye, Kuleden Tavernaya kadar çeşit çeşit bina var ve her turda kazandığınız paralarla bunları inşaat ediyorsunuz.Ama tabi ki bu iş bu kadar kolay değil çünkü devreye karakter kartları giriyor.Şimdi bunları kısaca açıklayım:


  1. Assassin : Bu kart alınca öldürmek istediğiniz karakteri söylüyorsunuz ve o kişi o el hiçbir şey yapamıyor.
  2. Thief : Hırsız, oyunda 2.sırada oynama hakkı olan karakter.Burada da istediğiniz kişiyi seçip onun tüm altınlarını alabiliyorsunuz.Tabiki Assassin sizi öldürmemişse!
  3. Magician : Eğer büyücüyü seçerseniz her el başında seçtiğiniz bina kartlarını başka bir oyuncuyla yada desteyle değiştirebiliyorsunuz.Böylece daha kaliteli binaları dikip avantajı ele geçirebiliyorsunuz.
  4. King : 4.sırada oynama sırası Kral'a geçiyor.Kral'ın 2 avantajı var; ilki kral taçını alıp bir sonraki elde ilk kart seçicek oyuncu olmak ve Palace gibi sarı renkli binalardan ekstra 1 altın almak.
  5. Bishop :Bu kartı alırsanız binalarınız Savaş lordu tarafından yıkılamıyor ve mavi renkli -Kilise gibi-binalarınızdan 1 ekstra altın kazanabiliyorsunuz.
  6. Merchant: Tüccar kartının avantajı anlaşılacağı üzere altın üzerine.Her yeşil renkli bina için(ki bina kartlarının büyük çoğunluğu yeşil renkli)1 ekstra altın alıyorsunuz.                                                          
  7. Architect: Mimar kartı ile bir elde fazladan 2 bina kartı alabiliyorsunuz ve paranız yetiyorsa bir seferde 3 binayı şehrinize dikiyorsunuz.
  8. War Lord:Savaş lordu ile her bir kırmızı renkli bina için 1 ekstra altın alıyorsunuz ve istediğiniz rakibinizin yapılmış olan binasını para ödeyerek yıkabiliyorsunuz.
  9. Quenn: Oyunda oynama hakkı en son bu karta geliyor.Çok fazla özelliği yok, sadece eğer kral yanınızda oturuyorsa fazladan 3 altın alyorsunuz.
Her el başında bu karakter kartları karılıyor ve Kral tacı kimdeyse(ilk elde oyunculardan en yaşlı olan kral seçiliyor) bir tane kartı rastgele seçip oyun dışına alıyor.Bu kişi geri kalan 8 karttan istediğini alıyor.Örneğin,başka bir oyuncunun çok altını var, thief'i seçip onun altınlarını alabilirsiniz.Saat yönü ile gidip kralın solundaki kişi geri kalan 7 karttan birini alıyor ve herkesin bir karakteri olduğunda el başlıyor.Oynama sırası ise yukarıda yazdığım biçimde.İlk assassin,sonra thief, ...en son queen.

Kartların sol kısmında bu kartları inşaa etmenin ne kadar tuttuğunu görebilirsiniz.
El size geldiğinde ilk olarak ya bina kartları destesinden 2 tane bina kartı seçiyor ve istediğiniz 1'ini kendi destenize ekliyorsunuz ya da 2 altın alıyorsunuz.Daha sonrada 1 tane bina inşaat edebilme hakkınız oluyor(Architect olmadığınız sürece).Destenizdeki bina kartlarından istediğinizi inşaa ediyorsunuz.Tabi bu arada sıra sizdeyken istediğiniz an karakterinizin özelliğini kullanıabiliyorsunuz.

Oyun her hangi bir oyuncu 8 binayı diktiği an bitiyor ama 8 binada düşük kaliteli binalarsa mesela 6 bina diken biride oyunu kazanabiliyor.Tabi ki ilk 8 binayı diken ekstra puan alıyor ama bu size yetmeyebilir.

Oyunun zevki hangi oyuncunun hangi karakteri seçtiği tahmini üzerine kurulu.Eğer sürekli aynı kartı seçerseniz çok paranız olsa bile thief tarafından  tüm altınlarınız alabilir yada savaş lordunun saldırılarına maruz kalabilirsiniz.Öbür taraftan hiç alakasız bir biçimde queen kartını alıp thief'in ve assassin'in saldırlılarından kurtulabilirsiniz(quenn pek fazla dikkat çeken bir kart değil.örneğin en çok tüccarlar hedef oluyor).Kısacası blöf yeteneği,şans ve strateji ile birlikte herkesten önce şehrinizi güzel binalarla doldurmak zorundasınız.

"Citadels oyununda başarılı olmanın yolu, diğer oyuncuları bir poker oyunu hassasiyetiyle gözlemekten geçiyor.
Oyuncu stratejisini para kazanmak üzerine mi kuruyor; riskten kaçınmak için belli karakterler üzerine mi yoğunlaşıyor, ya da kontrolü elinde tutmaya mı çalışıyor? Dikkatli bir gözlem ile hangi oyuncunun hangi karakter kartını seçeceğini tahmin edebilirseniz her şey çok daha kolay oluyor."(http://www.kutuoyunlari.com/index.php/strateji-oyunlari/citadels)

 *Yorumlarımı 8 kişilik oyun için yaptım ama örneğin 5 kişi olduğunda da 2 kartı yüzü açık bir şekilde el dışı bırakıyorsunuz.Yani her el, farklı 6 karakter üzerinden dönüyor.

**Eğer kutu-kart oyunlarına ilginiz varsa yukarıda paylaştığım linke tıklamanızı öneririrm.Gerçekten çok güzel bir site yapmışlar.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Jose Mourinho Fener'e Geliyordu


Hani bir söylenti vardır.Kaka Milan'a transfer olmadan önce, Gaziantepspor onunla ilgilenir fakat Kaka'nın kulübü 4 milyon euro isteyince transfer yatar.Bu seferki haber Kaka'nınkinden bile daha ilginç.Şu anda dünyanın belki de en iyi teknik direktörü olan Jose Mourinho 2003 senesinde Fenerbahçenin kapısından dönmüş.Bu haberin yalan olma ihtimali yok çünkü kendi ağzından olayı açıklamış.

"Evet. Bu doğru. O zaman Porto’nun teknik direktörüydüm. UEFA Kupası’nı kazanmıştık. Ve Bayram Tutumlu bana inanmıştı. Benim ileride çok iyi bir teknik direktör olacağımı görmüştü. Bu yüzden Türkiye’nin İstanbul’daki büyük kulüplerinin bana talip olabileceğini belirtti ve benden yetki istedi. Ben de ona güvenip, yetki verdim. Ama sonrasını biliyorsunuz, Porto’yla Şampiyonlar Ligi’ni de kazandım ve marka değerim hızlı bir şekilde yükseldi. Transfer gerçekleşmedi."

Bayram Tutumlu'nun ismini muhakkak daha önce duymuşsunuzdur.Zaten yukarıdaki resimde her şeyi açıklıyor.Asıl merak edilen Mourinho'nun  Porto'yu bırakıp Fenerbahçe'ye gelse neler olacağı.Kuşkusuz Mourinho'nun yükselişi bu kadar hızlı olmazdı ki zaten Mourinho'nun başarılı olacağının garantiside yoktu.Sadece UEFA kupası kazanmış başka büyük bir başarısı olmayan birini bizim medya çabuk harcardı.Yinede aynı Kaka'da olduğu gibi onuda bizim takımlarından birinin başında görmeyi çok isterdim.

Konuyla alakasız olucak ama ülkemizde görmek isteyeceğim büyük tdlerden bahsederken şu anda ismi bahsedilmeye başlanan Rafa Benitez'i eğer Galatasaray Hagi'yi yollucaksa sarı-kırmızılı kulübün başında görmek isterim.